|
|
SMMM
Türkçe Konu Özetleri
Paragraf Konu Özeti
Paragraf, bir
düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya
getirilen cümleler topluluğudur. Yani paragrafın bütün
cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya
da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan
kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya
da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez.
Bu konudaki sorular paragrafın değişik özellikleriyle
ilgilidir. Genellikle paragrafın ana düşüncesi, yardımcı
düşünceleri, konusu, başlığı sorulur ya da paragrafın
oluşturulmasıyla ilgili özellikler üzerinde durulur. Bir
veya iki tane soruda da paragrafın anlatımıyla ilgili
bilgiler sorulabilir.
Paragraf sorularının çözümünde bazı noktalara dikkat
etmeliyiz. Bunlardan en önemlisi paragrafa yorum
karıştırmamaktır. Paragrafı okurken önyargılarımızı,
kabullerimizi bir kenara bırakıp paragrafta sözü
edilenler üzerinde durmalıyız. Bazen bize göre çok
yanlış bir düşüncenin doğruluğu savunulabilir.
Paragrafta ne savunulursa onun doğru olduğu
kabullenilerek soruya yaklaşmak gerekir
PARAGRAFIN KONUSU
Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da
durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için “Parçada neden
söz ediliyor?” diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan
neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru
kökleriyle karşımıza çıkar.
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden söz
edilmektedir?”
“Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?”
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden
yakınılmaktadır?”
gibi sorular konuyu sorar.
Parçada konuyu soran bir diğer soru şekli de paragrafın
bir soruya cevap olarak verilmesidir. Elbette bunlarda
yazara sorulan sorunun konusu neyse cevap da o konuda
olacaktır.
Konumuzun paragraf olması, konu, başlık, anadüşünce vs.
gibi soruların sadece paragraftan olacağı anlamına
gelmez. Bazen bir şiir parçası verilerek de bu tür
özellikler sorulabilir.
PARAGRAFIN BAŞLIĞI
Paragrafın bir düşünce etrafında döndüğünü ve daima
bir konudan söz ettiğini söylemiştik. Bir bakıma
paragraf, bir makalenin, bir denemenin, bir fıkranın
küçültülmüş şekli gibidir. Öyleyse nasıl bu tür
yazıların bir başlığı varsa, paragrafın da bir başlığı
olur. Ancak yazı başlıklarının dikkati çekme, ilgi
uyandırma ya da şaşırtma gibi özellikleri vardır. Oysa
paragrafın başlığı bu amaçla seçilmez. Konuyu en iyi
şekilde yansıtan bir veya birkaç söz başlık olarak
belirlenir.
PARAGRAFIN ANADÜŞÜNCESİ
Anadüşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek
istediği mesajdır. Buna yazarın paragrafı yazma amacı da
diyebiliriz. Her paragrafın belli bir anadüşüncesi
vardır. Bu düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde
bir cümle halinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi
açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle
verilmez, paragrafın bütününe sindirilir.
Paragrafın anadüşüncesini bulabilmek için kendimize
“Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?”, “Bize ne demek
istedi?” gibi soruları sorabiliriz.
Anadüşünce, değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar.
“Bu paragrafın anadüşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?”
“Bu paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden
hangisidir?”
“Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmıştır?”
gibi sorular anadüşüncenin sorulduğu soru tiplerinden
bazılarıdır.
Anadüşünceyi veren cümleler kesin bir yargı bildirir,
açık ve anlaşılır bir anlam taşır.
Anadüşünce, parçada sözü edilenleri en kapsamlı bir
biçimde bildirir. Parçada olmayan konular anadüşünce
içinde yer almayacağı gibi, parçanın bir kısmını
bildiren cümleler de anadüşünceyi vermez. Parçanın
tümünü kapsayacak biçimde olması gerekir onun.
“Bir dilin söz dağarcığıyla o dili konuşan toplumun
yaşama biçimi arasında çok sıkı bir ilişki vardır.
Sözgelimi sözcük sayısı Türkçeye oranla çok fazla olan
İngilizcede yeşil için birkaç sözcük bulunurken,
Türkçede, doğayla içli dışlı olmanın bir sonucu olarak
yosun yeşili, çağla yeşili, tirşe, ördekbaşı gibi birçok
sözcük vardır. Bunun gibi, söz dağarcığını oluşturan
öğelerin somutluğu, soyutluğu da yine toplumun yaşama
biçimine bağlıdır.”
Yukarıdaki parçaya baktığımızda toplumun yaşayış
biçimiyle söz dağarcığı arasında ilgi kurulduğunu
görürüz. Yazar bize vermek istediği mesajı ilk cümlede
vermiş. Daha sonra “sözgelimi” diyerek ileri sürdüğü bu
düşünceyi örneklendirmiş. İlk cümlenin genel ve kesin
bir yargı bildirmesi de anadüşünceyi vermesinin diğer bu
yanıdır. Bu parçadan “Türkler doğayla iç içe yaşadığı
için doğayla ilgili birçok sözcüğe sahiptir.” yargısını
çıkarabiliriz. Ancak bu yargı anadüşünce olmaz; çünkü
parçanın sadece bir kısmını karşılar. “Söz dağarcığının
genişliği toplulukların gelişmişlik düzeyini gösterir.”
gibi bir yargı ise gerçekte doğru olsa bile parçada sözü
edilmediğinden parçanın anadüşüncesi olamaz.
PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ
Her paragrafın tek bir konu üzerinde durduğunu ve
bir anadüşünce etrafında döndüğünü söylemiştik.
Paragrafta bunun dışında, anadüşüncenin daha iyi
açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hale getiren,
işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır.
Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı düşünceleri denir.
Bir paragrafta anadüşünce bir tane iken yardımcı düşünce
sayısı birden fazla olabilir.
Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz
biçimdedir.
“Bu paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?”
“Bu paragrafta aşağıdakilerden hangisine
değinilmemiştir?”
“Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?”
gibi sorular hep yardımcı düşünceleri sormaktadır. Bir
parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim.
Gündelik dil bilincimiz ile algımız, ister istemez
birtakım toplumsal kalıplarla koşullanmıştır. Oysa
şiirin, öykünün, romanın sunduğu kurmaca dünya, bizim
yeni bir algı durumuna girmemizi gerektirir. Gerçekte,
okuma sırasında bir beklentiden ötekine, bir varsayımdan
ötekine geçerek sürdürdüğümüz bilinç etkinliği, bu yeni
algı konumunun aranışından başka bir şey değildir.
Haşim’in şiirindeki karanfil, bizim gündelik
deneylerimizden tanıdığımız karanfil olmaktan çok
uzaktır.”
Şimdi bu parçadan hangi düşüncelerin çıkabileceğine
bakalım.
1. Toplumsal kalıplar algımızı ve bilincimizi
koşullandırır.
2. Şiir, öykü, roman gibi türler bize kurmaca bir
dünyanın kapılarını açar.
3. Şiirin kurduğu dünya ile romanınki birbirinden
oldukça farklıdır.
4. Okuma sırasında bilinç etkinliğimiz sürekli değişir
5. Şiirin etkileme gücü, düzyazıdan daha çoktur.
6. Gündelik hayatta karşılaştığımız nesneler, şiirde
karşımıza farklı nesneler olarak çıkabilir.
7. Haşim şiirinde karanfili en güzel biçimde
betimlemiştir.
Parçayı incelediğimizde, şiirle romanın
karşılaştırmasının yapılmadığını görürüz. Öyleyse c’deki
cümle parçadan çıkmaz. Eserlerin etkileme gücünden söz
edilmediğinden e, Haşim’in karanfili nasıl
betimlediğinden söz edilmediğinden g parçadan
çıkarılamaz. Diğerlerine ise parçada yer verilmiştir.
PARAGRAFIN YAPISI
Paragrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir
yazının küçültülmüş biçimi olduğunu önceki sayımızda
söylemiştik. Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve
sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür
bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili
sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için
sorulur.
Paragrafın yapısı değişik soru biçimleriyle karşımıza
çıkar.
* Bazı sorular paragraf oluşturmayla ilgilidir. Yani bir
paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir
ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması
istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve
yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır.
* Bir paragraf kendi içinde bir bütünlük oluşturur. Bu
yüzden kendinden önceki veya sonraki paragraflara yapıca
bir bağlılık göstermez. Öyleyse paragrafın ilk cümlesi
onu kendinden önceki cümlelere bağlayan herhangi bir
anlam veya bağlayıcı öğe taşımamalıdır. Bir başlangıç
ifade etmelidir. Aynı zamanda kendinden sonraki
cümlelere de anlamca bağlılık göstermelidir.
* Paragraf tamamlamanın sorulduğu bir diğer soru tipinde
de son cümle sorulur. Parçanın son cümlesi bir bitiş
bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da
bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde
cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak
bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.
* Son yıllarda sorulan paragraf oluşturmayla ilgili
diğer bir soru tipi, paragrafın içine cümle yerleştirme
şeklindedir. Bu tip sorularda cümlelerin hem anlam hem
yapı bakımından uygun olduğu yer aranmalıdır.
* Gittikçe soru sayısı artan diğer bir paragraf tipi,
düşüncenin akışının bozulmasıyla ilgili olanlardır. Bir
paragrafın tek bir düşünceyi aktardığını, cümlelerin hep
bu düşünce etrafında döndüğünü önceki bölümlerde
anlatmıştık. İşte bir paragraf içinde, paragrafın
düşünce bütünlüğüne uymayan cümle varsa, bu cümle
anlatımın akışını bozmaktadır.
* Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de,
parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu
tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce,
ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.
* Bazı tip sorularda ise düşüncenin akışı cümlelerin
yanlış yerde bulunmasından dolayı bozulmuştur. Bu tür
sorularda numaralanmış cümlelerin uygun bir biçimde
düzenlenmesi istenir.
PARAGRAFLARDA SORULAN KAVRAMLAR VE DUYGULAR
Bazı paragraf sorularında kişilerin nitelikleri
üzerinde ya da yazının özellikleri üzerinde durulur. Bu
tip sorularda seçeneklerde geçen kavramların duyu ve
duyguların bilinmesi gerekir. Bunlardan bazıları
şunlardır:
Özgünlük: Başkasına benzememe, kendine has olma
demektir. Parçalarda genelde taklitçilikten kaçınma ve
yenilikçi olmayla açıklanır.
Doğallık: Yapmacıksız, süs ve özentiden uzak,
günlük hayatta olduğu gibi olma demektir.
Duruluk: Açık ve anlaşılır olma, kapalı
ifadelerden kaçınma, söylenmek isteneni imgeler arkasına
gizlemeden anlatma demektir.
Akıcılık: Okuyucuyu sıkmayan, sürükleyici bir
anlatıma sahip olma demektir.
Özlülük: Az sözle çok şey ifade edebilme, sözü
uzatmaktan kaçınma demektir.
Yoğunluk: Birçok anlamı bir arada verme, anlam
içinde anlam bulunması demektir.
Kimi zaman da parçada ağır basan duyu ve duygular
sorulabilir. Duyu ve duyguyu birbirine karıştırmamak
gerekir. Duyu dışarıdaki nesneleri algılama yolumuzdur.
Nesneler beş duyu organıyla algılanır. Duygu ise
içimizden geçen hislerdir. Sevinç, keder, hoşgörülü
olma, alçak gönüllülük…
ANLATIM BİÇİMLERİ
Paragrafta yazarın herhangi bir düşünceyi ya da
durumu ortaya koyma biçimine anlatım denir. Yazar
aktaracağı duruma uygun bir anlatım biçimi seçemezse,
yazısının etki gücü azalır. Bir bilgiyi aktarmakla bir
olayı hikaye etmek ya da bir manzarayı betimlemek farklı
bir anlatım gerektirecektir.
Bu biçimleri şu şekilde açıklayabiliriz:
1. Açıklama
Öğretici özellik gösteren bir anlatım biçimidir.
Yazarın amacı bilgiyi en kısa yoldan okuyucuya anlatmak
olduğundan, yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere
pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır.
Soyutluktan, kişisellikten kaçınır. Tanımlarla,
örneklerle konunun en iyi biçimde anlaşılmasını sağlar.
Ansiklopedilerde daha çok bu tür bir anlatım görülür
2. Tartışma
Yazarın, bir düşüncenin, bir önerinin doğru
olmadığını ortaya koymak amacıyla hazırladığı yazılarda
başvurduğu bir yöntemdir. Yazar okuyucuyla sohbet
ediyormuş gibi bir üslupla yazısını oluşturur. Devrik
cümlelerle, soru ve cevaplarla yazısına akıcılık
kazandırır. Sonuçta burada da bilgi ortaya konmuş
olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı
savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar,
görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna
başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır,
nesnel olmaya çalışır.
3. Betimleme
Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak
biçimde anlatmasıyla oluşan bir anlatım biçimidir.
Betimlemede asıl olan görselliktir. Bu nedenle gözle
algılanan renk ve biçim ayrıntılarına büyük yer verilir.
Betimlemeler iki grupta incelenir.
a. Ruhsal betimleme : İnsanların iç dünyasıyla
tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı
betimleme türüdür. Görsellikten çok, izlenim ve sezginin
ağır bastığı bu betimlemeler sadece insanlara özgüdür.
“İçli, çok duygulu bir adamdı; konuşurken hem ağlar hem
ağlatırdı…” sözleri bu tür betimlemedir.
b. Fiziksel betimleme : Gözle görülenin
anlatıldığı betimlemelerdir. Kişinin dış görünüşüyle
betimlenmesi ya da dış dünyanın anlatılması bu
türdendir.
Betimlemelerde yazar nesnel olabileceği gibi
gözlemlerine duygularını da katabilir.
4. Öyküleme
Belli bir zaman diliminde gelişen olayların
anlatıldığı durumlarda başvurulan anlatım biçimidir.
Olayın olmadığı yerde öyküleme olmaz. Anlatım yönüyle
betimlemeye benzer; ancak betimlemelerde yazarın
izlenimleri söz konusu olduğu halde, öykülemede olayın
aktarımı, durumların değişmesi, zaman süreci söz
konusudur.
DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI
Her paragrafın belli bir düşünceyi aktarmak için
yazıldığını söylemiştik. Yazar bu düşünceyi okuyucuya
değişik şekillerde ortaya koyarak anlatır. Burada
anlatım biçimiyle düşünceyi geliştirme yollarının farklı
şeyler olduğunu da söylemeliyiz. Ancak anlatım biçimi
dört tane olduğundan bir soru haline getirilemez. Bu
nedenle geliştirme yollarıyla birlikte sorulur.
Şimdi sorularda karşımıza çıkan “düşünceyi geliştirme
yolları”nı açıklayalım.
1. Tanımlama
Kavramların tanımlar halinde verilmesi şeklinde
ortaya çıkar. Tanımın ne olduğunu cümle anlamında
görmüştük. Parça içinde bir tanım cümlesi varsa,
tanımlama var sayılır; bütün paragrafın tanım olması
gerekmez.
2. Karşılaştırma
İki farklı düşünce, kavram ya da durumun mukayese
edilmesiyle ortaya çıkan bir yöntemdir. Karşılaştırmada,
karşılaştırılan olgular arasında bir derecelendirme söz
konusudur. Bir kavram diğerinden üstün, aşağı ya da
diğeriyle aynı seviyede olması yönünden başka bir
kavramla karşılaştırılır. Üslup olarak “Bu böyledir; şu
ise şöyledir. “ ifadesi hakimdir.
3. Örneklendirme
Anlatılan konuyla ilgili örneklerin verilmesiyle
ortaya çıkar. Konuyu daha anlaşılır ve zihinde daha iyi
kalıcı bir niteliğe kavuşturur. Verilen örneğin okur
tarafından bilinen, çağrışım yaptırıcı bir nitelik
taşıması gerekir.
Bazen bir fıkra, bir öykücük bile örnek olarak
verilebilir.
4. Tanık Gösterme
Yazarın, düşüncesini inandırıcı kılmak için, o
konuda sözüne güvenilir birinin sözünü parçasına alıntı
yaparak almasıyla oluşur. Genellikle bu söz tırnak
içinde verilir. Sözün olmadığı yerde tanık gösterme de
olmaz.
5. Benzetme
Bir olguyu anlatırken başka olgularla benzerlik
kurma şeklinde oluşur. İki olgu arasında sağlam bir
benzerlik olmalıdır.
6. İlişki Kurma
İki kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma
durumudur. Genellikle kavramlar arasında ilişki
kurulduğu için bu adla verilir.
1. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz
varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde
etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan,
Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek,
Türkçenin sözdizimi özelliklerini zorlamaktır. Son
zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya
çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı
kaynaklı… Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor:
Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak;
özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara
sadece birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına
aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor.
Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini
söylemiş olamaz?
A) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden
kurtulmalıdır.
B) Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir.
C) Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir.
D) Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan
kurtulmamız gerekir.
E) Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin
göstergesidir.
2. Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas
aldığı için onun eserlerindeki kahramanlar insanı her
yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen
kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar,
kahramanlarının mizacı ve psikolojileri üzerinde
yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini
tarafsız bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum
gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum gerçeklerini
olduğu gibi yansıtmaya çalışır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine
değinilmemiştir?
A) Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde
tanıtmıştır.
B) Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal
yönleri üzerinde de durmuştur.
C) Halit Ziya’nın eserlerinde toplumun her kesiminden
insana rastlamak mümkündür.
D) Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz.
E) Halit Ziya’nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam
kötüdür.
3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının
dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde
yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi
kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı
eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair
ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da
paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu
bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine
değinilmemiştir?
A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.
B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.
C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.
D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.
E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.
4. Türk kültür hayatındaki son on-on iki yıllık
gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan
reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin
reformlarıyla başlayan dönem Türkiye’de Doğu - İslam
müesseseleriyle Avrupa’dan müesseselerin yan yana
yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin
kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı
İmparatorluğu’nun mirası olan ikililiğe son vermiş,
Türkleri kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti
çevresine sokmuştur.
Yukarıdaki paragraftan ‘Türk kültür hayatı’yla ilgili
aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
A)Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı alanlarda
ikililiğe yol açmıştır.
B)Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür
öğeleri bir arada devam etmiştir.
C)Osmanlı İmparatorluğu‘nda Tanzimat‘tan sonra ikililik
yaşanmıştır.
D)Türkiye’de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve
medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır.
E) Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten sonraki
reformların sayesinde olmuştur.
5. Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan.
Kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok!
Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun
doğruluk’ Çoğu şairde göremeyeceğimiz bir üslup’ Lise
sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan
toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah’ın rahmeti
üzerine olsun…
Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Şair Türk edebiyatının en büyük şairiydi.
B) Doğruluktan yana olan bir şairdi.
C) Üslubu birçok şairden farklıdır.
D) Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir.
E) Kendi alanında önde gelen bir şairdir.
6. Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki
yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli
söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok
dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin
verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı
son zamanlarda dilimize giren kiosk’tur. Bu söz
Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede
kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı
bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı
sözlerin bir ölçüsü olma-lıdır. Bu ölçü dilin kimliğini
bozacak derecede olmamalı- dır.Dil gerek duyduğu
sözleri,karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden
aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.
Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi
çıkarılamaz?
A) Türkçeden yabancı dillere sözcükler verilmiştir.
B) Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak
derecede olmamalıdır.
C) Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak
tekrar karşımıza çıkmıştır.
D) Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir.
E) Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.
7. Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde
değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak gösterilen
eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat
yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin
sahnelenmeleri çok dikkatli bir çalışma gerektirir.
Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan
atmosfere ve dil yapısına sadık kalmak esastır.
Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar
altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve
meseleye bir sarraf hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine
değinilmemiştir.
A) Klasik eserler kalıcı eserlerdir.
B) Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır.
C) Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel
yapısının bozulmamasına dikkat edilmelidir.
D) Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını
sürdüreceklerdir.
E) Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas
davranılmalıdır.
8. Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar;
evimizde oturup düzgün uyaklı, Nedim ağzından gazeller
yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı eğlendirmek
hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi
katılaşmış eline sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız
ayağıyla Türk topraklarının göbeğine basan
yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak,
yapmasını istediğimizi ona kolayca anlatmaktır.
Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi
söylenebilir?
A) Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir.
B) Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir.
C) Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını
düşünmektedir.
D) Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir.
E) Dilin değişmemesi taraftarıdır.
9. Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj
yapmalarını modern toplumun, çağdaş insanın kadın
üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında
kadınlar hep kendini saklamak, kendini insanlara
beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların bu baskıdan
kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının
değişmesiyle mümkün olacaktır.
Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi
çıkarılabilir?
A) Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda
küçük düşürmektedir.
B) Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha güzel
hisseder.
C) Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ
vardır.
D) Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman ön
planda olmuştur.
E) Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına gerek
yoktur.
10. Batılılaşmak Osmanlı’dan miras kalan ve
Türkiye’nin de bir türlü dindiremediği iki yüzyıllık bir
sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak
için en somut adımların atıldığı bir tarihsel dilime
rastlıyor. Avrupa Birliği’ne katılmak amacıyla peş peşe
uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız
antidemokratik uygulamaları kınayanlar Avrupa Birliği
taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye’de Avrupa
Birliği’nin getireceği ekonomik artılar ve eksiler
tartışılıyor. 3 Ekim’den sonra müzakerelerin
başlamasıyla ve tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey
su yüzüne çıkacaktır.
Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
A) Batılılaşma yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir.
B) Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar
atılmaktadır.
C) Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin tam üyeliğinin
artıları ve eksileri tartışılmaktadır.
D) Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine
dayanmaktadır.
E) Avrupa Birliği taraftarları Türkiye’deki
antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.
11. Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti.
Selanik’te başlayan, kökenini halkın dil bilincinde ve
konuşma dilinde bulan sade lisan akımı, beslenip
gelişerek, yirmi yılda Osmanlıcayı tahtından indirdi.
Yüzyıllar içerisinde oluşmuş bir yazı dilinin bu kadar
kolaylıkla ortadan kalkması üzerinde yeterince
durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini
sanmıyorum.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine
değinilmemiştir?
A) Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan
kalkmıştır.
B) Sade dil akımı konuşma diline yakındır.
C) Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır.
D) Osmanlıcanın oluşumu kısa bir zaman almıştır.
E) Osmanlıcanın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.
12. Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri
incelendiğinde, insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara
göre eğitilmemiş olduğu görülür. Gelişmiş milletlerin
gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok
eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi
güçler bir gün kaybedilebilir. Onun için bir ulusun
yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı yatırımdır.
Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi
aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
A) Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına
B) Ticarette yeni atılımlar yapılmasına
C) Ekonomik alanda reformlara
D) Eğitim seviyesinin yükseltilmesine
E) Sanayileşme hızının arttırılmasına
13. Türk cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği’nin
dağılmasından sonra yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk
cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest
hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Nitekim bunun
etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991′de
Azerbaycan, 1993′te Türkmenistan ve Özbekistan, 1994′te
de Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı
almıştır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli
olarak uygulamaya konmuştur. Diğer yandan Kırım Türkleri
ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli
yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.
Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisi
çıkarılamaz?
A) Bazı Türk cumhuriyetleri serbest hareket etme
imkânına kavuşmuştur.
B) Latin alfabesine geçiş bu devletlerin daha kolay
edebi ürünler ortaya koymasını sağlamıştır.
C) Bazı ülkelerde yeni alfabeye geçiş aşamalı olarak
uygulamaya konmuştur.
D) Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bazı Türk
cumhuriyetleri bağımsız olmuştur.
E) Sovyetler Birliğinin dağılması Türklerin yeni
alfabeye geçişi için bir fırsat olmuştur.
14. Gelenekler, bireysel yaratıcılık, grup
farklılaşması ya da değişen koşullara uyarlanma
zorunluluğundan ileri gelen değişme dinamiği ile
çatışır. Bu durum nesil farklılaşmasına neden olur. Ama
aynı zamanda da değişimle uzlaşır. Çünkü gelenekler
değişmeyi, gecikmeli de olsa, giderek özümler. Bugünün
değişimleri, yarının gelenekleri olur.
Yukarıdaki paragrafta ‘gelenek’ ile ilgili olarak
aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
A) Geleneklerin değişimle çatışması nesiller arası
kopukluğa neden olabilir.
B) Gelenekler de zamanla değişebilir.
C) Değişimin başlıca nedenleri yaratıcılık ve
farklılaşmadır.
D) Gelenekle değişim bazı noktalarda zıt düşebilir.
E) Gelenekler değişen koşullara çabuk uyum sağlar.
15. Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de
yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin
kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir.
Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni
türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi,
aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin
bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız.
Aksi halde dilimiz yabancı dillerin baskısı altında
kalarak benliğini yitirir. Benliğini yitirmiş bir dilin
milleti de yok olmaya mahkumdur. Bu konuda aydınlara ve
özellikle dil araştırmacılarına büyük görevler
düşmektedir.
Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini
söylemiş olamaz?
A)Teknoloji ve dil ilişkisi göz ardı edilemez.
B) Yapılan yeni türetmeler dilimizi zenginleştir
C) Teknolojinin yeni ürünlerine Türkçe karşılıkların
bulunması Türkçenin bilim dili olmasını sağlar.
D) Bilim dili olan Türkçenin yeni kelimeler türetmesine
gerek yoktur.
E) Teknolojiye paralel olarak yeni kelimeler türetmek
dilimizi yabancı dillerin baskısından kurtaracaktır.
...Yanıtlar…
1) E
2) E
3) D
4) C
5) A
6) D
7) D
8) B
9) C
10) C
11) D
12) D
13) B
14) E
15) D |
|